Mat etmek havalı

Satranç uzun bir süre sevilmeyen bir oyundu – bir matematik ödevi kadar eğlenceli ve bir faks makinesi kadar modern. Şöyle bir klişe vardı: Kemik gözlüklü, sakallı, pipolu ve alnı kırışıklık içinde yaşlı adamlar saatlerce karmaşık oyun varyasyonları üzerinde kafa patlatıyor. Ancak şimdi milyonlarca genç insan yaklaşık 1.500 yıl yaşındaki bu masa oyununu süper buluyor, özellikle Almanya’da da. Berlin ve Hamburg gibi büyük şehirlerde analog satranç furyası sadece kulüp merkezlerinde değil aynı zamanda trend kafelerde ve birahanelerde de gitgide daha çok oynanıyor.
Peki bu nasıl oluyor? Bu başlangıçta Netflix efektine bağlandı: Başarılı dizi “Queen’s Gambit” ile pek çok genç insan, satranç oyuncularının son derece havalı bir aura saçtıklarını fark etti. Georgios Souleidis, Sonja Maria Bluhm veya Lara Schulze gibi büyük Alman ustalar da zekice hamlelerini sosyal medyada paylaşıyor ve bu sayede on binlerce takipçiye ulaşıyor. Buna paralel olarak internette şu slogana sahip sayısız satranç mizah içeriği dolaşıyor: “Nihayet bir oyun sırasında kahkaha atabiliyorsunuz, özellikle de kendinize.” Bir de kısa bir süre önce Baltık Denizi’ndeki Weißenhaus’ta düzenlenen Freestyle-Chess Turnuvası’nı kazanarak ciddi para ödülünü de alan harika çocuk Vincent Keymer var. 20 yaşındaki oyuncu, genç bir satranç oyuncusunun nasıl hayranlık uyandıran bir yıldız olunabileceğini gösterdi. Ve yaklaşık 95.000 üyesiyle birlikte Alman Satranç Birliği dünyanın en büyüklerinden biri – tenisçi dirseği ve bağ yırtılması olmayan, tabana yayılmış bir spor.
Bazı yaşlı, tecrübeli oyuncular (ister pipolu ister piposuz) için acı: İlkokul çağındaki yeni yetenekler satranç uygulamaları ile yaptıkları yoğun antrenman sayesinde birkaç hamlede rakiplerini mat ediyor. Satranç acımasız bir şekilde dürüst olduğu için iyi bir tepki kontrolü istiyor. Hiçbir algoritma seni kurtaramaz, hiçbir filtre yetersizliğinizi örtemez. Ama işte tam da bu özelliği oyunu özgün bir yaşam deneyimi haline getiriyor. Yani: Satranç tahtasını çıkartmak, atı ileri sürmek – ve üç dakika sonra kaybettiğinde kimsenin seni kaydetmediğini ummak.